Duyurum var
Kenan Kalecikli'nin şiirleriyle yapılmış videoları Facebook'ta Kenan Kalecikli Severler grubuna üye olarak da izleyebilirsiniz.
Kenan Kalecikli'nin şiirleriyle yapılmış videoları Facebook'ta Kenan Kalecikli Severler grubuna üye olarak da izleyebilirsiniz.
SENİ SEVMEK
Aşkın bütün iklimlerinde sevdim seni. Gün oldu tenin yabancılaştı tenime, kendime vurdum. Deniz fırtınalarında dev dalgaların kayalarda patlaması gibi kendime vurdum. Senden yine vazgeçmedim.
Aşkın bütün iklimlerinde sevdim seni.
Gün oldu düğüne gider gibi ölümlere hazırladım bedenimi. İçimde sen vardın, olmadı. Seni nasıl sevdiysem, sensiz her andan o kadar korktum, olmadı.
Aşkın bütün iklimlerinde sevdim seni.
Söylenmez sözler söylenir olduğunda isyanım zehir gibi aktı içime. Bütün hücrelerim apansız biçim değiştirdi. Seni yeniden ürettim. Her defasında ana rahminden yeni doğmuş maviş bir bebek kadar suçsuzdun. Yine sevdim seni. Söylenmez sözler söylenir olduğunda resmin sırıl-sıklamdı ellerimde. En çok o zamanlarda tenin yabancılaştı tenime, kendime vurdum. Deniz fırtınalarında dev dalgaların kayalarda patlaması gibi kendime vurdum.
Aşkın bütün iklimlerinde sevdim seni.
Çok zaman ezbere bildiğim her şeyi unuttum. Kimliğimi unuttum ey sevgili!... Benzeri görülmemiş tuhaf bir yaratıktım, ama seni unutmadım. Beynimden damıttığım umutlar büyüttüm içimde. Bir sabah beni sıcacık öpüşlerle uyandıracağına ilişkin umutlar büyüttüm, yazsam anlar mısın? Söyle sevgili, seni ne çok sevdim bilir misin?
Aşkın bütün iklimlerinde sevdim seni.
Gelinmez yollardan geldim, nasıl pusluydum. Ellerim unutmadı sıcaklığını, yanılma / senden yine vazgeçmedim.
Aşkın bütün iklimlerinde sevdim seni.
Gün oldu yaşanmamış hüzünler ısmarladım gözlerime.
Gelinmez yollardan geldim sana, teninde erimeye geldim; ellerim unutmadı sıcaklığını.
Seni öyle sevdim.
İHANET ÜSTÜNE
Sevenleri vururlar sevdiğim. Dünya karışır kanına, vururlar. Gözlerin senin değildir artık. Yüzünü aynalarda unutursun, sesini masallarda. Ve teninde yabancı sıcaklıklar...
Sevenleri vururlar sevdiğim. İkimizi de. Dünya karışır kanına, vururlar. Aşkı bütün çiçekleri açmadan vururlar, tükenen sen olursun. Yıllar sonra, ıslanmış mendillerde iki damla kalırsın anımsayınca en son gördüğüm suretini.
Seni benden koparırlar sevdiğim. Dallarından gece yüzlü adamların götürdüğü tomurcuktan yeni dönmüş güller gibi ayrı düşeriz. Artık kahır vaktidir.
Seni benden koparırlar sevdiğim. Ne kalır geriye, ortak yanımız ne kalır aynı gökyüzüne bakmaktan başka. Aynı güneş karartır tenimizi. Aynı dolunaylarda bakışırız. Yalnızca bu.
Seni bir gün ağlatırlar sevdiğim. Ben olmam, ağlatırlar. Özlemin yangınlar üzredir. Bir yüz görümü "yaşamak" için "canını veresin gelir". Duyduğun her sesi sesim sanırsın. Seni bir gün ağlatırlar sevdiğim, yanılırsın.
Hani sana, "aşk, kelebeklerin tül kanatları gibi incinmeye hazırdır," demiştim ya; iklimler değişir, toz-duman olur, sevenleri vururlar, seni benden koparırlar, seni bir gün ağlatırlar sevdiğim.
GEL de GÖR BENİ
Bugün sensizliğin kaçıncı günüdür, artık saymıyorum. Akşam bütün esmerliğiyle çökünce kentin üstüne, kaldırımlardaki ayak sesindir. Herkes sensin biraz, hiçbiri sen değil.
Kimselere soramaz oldum seni. Neredesin sevgili!.. Kiminlesin? Sormalara gücüm yok benim. Aynalara yüzüm yok.
Aslında, geçmişe ilişkin her şeyi unutmak vardı, anılarda sen olmasan. Saçlarıma sinen kokun olmasa. Yüzün olmasa kendimi bir bulup bir yitirdiğim. Sesin olmasa, duyduğumda bütün duygularımı mühürleyen. Unutmak vardı, anlamıyorsun, seni bu kadar sevmesem.
Yazık, ne çok değiştik ikimiz de. Sen sevgili sıcaklığını yabancı tenlerde arıyorsan; ben yanında bayramlığına sarılan çocuklar gibiyken, şimdi yaşama ilişkin hiçbir şey düşünemez olmuşsam.... Söyle sevgili, hangi aşk masalıydı kandıran ikimizi?
Sana ah etmem, tanırsın beni. Ama Tanrı'nın gücüne gidecek, korkum bu. Bilinmedik zamanlarda apansız daldığında beni anımsayacaksın. En son gördüğünde nasılsam, öyle anımsayacaksın. Tanımsız korkular bölecek uykunu. Unutamayacaksın.
Bugün sensizliğin kaçıncı günüdür, artık saymıyorum. Akşam bütün esmerliğiyle çökünce kentin üstüne, kaldırımlardaki ayak sesindir. Herkes sensin biraz, hiçbiri sen değil.
Gel, son kez gör beni, artık tanıyamazsın. Bir zamanlar bakmalara kıyamadığın gözlerime bak, belki yalnızca onları koruyabildim, hepsi bu.
Gel de gör beni, yanımdan ayrılma. Cansız kalırsam kollarında, darılma.
UZAKLIKLAR SÖYLENCESİ
Artık zamanıdır, gideceksin. Gözlerini de götüreceksin yanında, gideceksin. "Yokluğuna hazır değilim" desem, ne değişecek sanki? Kanına girdiler senin, benden aldılar. Nasıl çaresizdim oysa, bilemezsin ki. Yüzüne korkuyla bakmaktan başka seçeneğim yok benim.
Artık zamanıdır, gideceksin. Bir süre yazacaksın belki. Yaşadığın kenti anlatacaksın uzun uzun, kendini biraz da. Bulunduğun yerde olmak için, sıcaklığına sokulup seni doyasıya yaşamak için delice özlemler yakacak gözlerimi. Sen olmayacaksın. İlk kez sen olmayacaksın. Telefonlarda eski sesin olmayacak. Değişeceksin. İlk kez sen olmayacaksın. Ağladığımı anlama diye dudaklarımı ısıracağım belki de. Utanacaksın.
Artık zamanıdır, gideceksin. Verdiğin her sözü bir bir unutacaksın. Sana "gitme" diyemem. Biliyorum, gideceksin. Kanına girdiler senin. Seni senden götürecekler. Seni benden götürecekler.
Verdiğin her sözü bir bir unutacaksın. Sesimi unutacaksın önce. Sonra gözlerimi. Ve yüzümü unutacaksın birtanem. Anılar bıçak gibi kanatacak beynimi. Bilmeyeceksin.
Belki bir gün geleceksin yabancı gözlerinle. İlk kez sen olmayacaksın. Çiçekler kendi renginde olmayacak. Seni senden götürecekler. Seni benden götürecekler. Değişeceksin.
Olur da ararsan ve ben suskunluklar ülkesinde yapayalnızsam. Konuşamazsam seninle, duyamazsam... Bastığın her toprakta beni çiğnediğini sanıp, sarsılacaksın.
Sakladığım ne varsa bu aşka ilişkin, bir annenin bebeğini koruduğu gibi koruyacağım. Anılarda yalnız kalmak düşmüşse payıma, aldırmıyorum.
Sırıl-sıklam avcumdaki.
Sarayburnu'nda bir akşamüstü; ben İstanbul kadar yaşlı ve yorgun.
Beyoğlu görünüyor uzaktan, sisi yırtan ışıklarda. Hey be cânım İstanbul, kim bilir kaçıncı yarını emziriyor sarkık göğüslerinde.
Sarayburnu'nda bir akşamüstü; anıların defilesinde kızarıyor gözlerim. Seni anımsıyorum.
Sinema kaçamaklarımızı anımsıyorum en çok. Yeni Cami önündeki güvercin maviliklerine takılan gözlerimizi.
Soramazdım. Anlardın, soramazdım: Acemi heyecanlarla tutuşan ellerimiz neden apansız eriyordu kendi bilinmez kimyasında? Neden sırıl-sıklamdı avuçlarımız? Söyle sevgili, neden bu kadar korkuyorduk, neden ha?
Vapur düdükleri bölüyordu gelecek zamanlar üzre dalgınlıklarımızı. Martı sesleri sesimize karışınca, tek biz miydik dersin telaşlı yorgunluklara teslim ederken bedenimizi?
İstiklal Caddesi'nden Taksim'e çıkarken, içimizde hep aynı beste olurdu: "Sana dün bir tepeden baktım aziz İstanbul..." Oysa İstanbul da bize bakıyordu, biliyorduk. Onun içindi vapur düdükleri bölüyordu gelecek zamanlar üzre dalgınlıklarımızı. Onun içindi, bizim olan her şeye yabancılaşıyorduk. Sesimiz bizim değildi. Gözlerimiz bizim değildi. Korkuyorduk.
Ne tuhaf!.. Her defasında zamana yenilmedik mi biz? Üsküdar Vapuru beyaz köpükler üreterek yanaşırken iskeleye, gözlerimizi bırakıyorduk yosun yeşilliklerinde. Yanaklarımıza esrik tadıyla öpüşler bırakıyorduk / unutmuyorum. Umutlar ısmarlıyorduk "belki"lerle düğümlenmiş. Azarlanmış bebekler gibi düşüyordu yüzümüz avuçlarımıza.
Vapur git-gide uzaklaşıyordu; sen git-gide uzaklaşıyordun. Silüetin karışıyordu karanlıklara. Sen bir akşam daha yoktun işte. Ben acımasızca dövülmüş korumasız biriydim sanki. Kanamalı yalnızlıklar acıtıyordu beynimi.
Sarayburnu'nda bir akşamüstü, ben İstanbul kadar yaşlı ve yorgun. Seni anımsıyorum. Anıların defilesinde kızarıyor gözlerim.
Deniz, senfonik hışırtılarla yalıyor kayaları. Yakamozlarda hayalin gülümsüyor; ben yine sensizim bu akşam. Yoksun.
SENİ YAŞAMAK
Ben seni sensiz de yaşarım sevdiğim. Seni sevmek, belki yalnızca beynimde bilinmedik bir patlama olarak kalacaktır, korkmuyorum.
Ben seni sensiz de yaşarım sevdiğim.
Gün olur, sana çoğalırım, seni üretirim aynı güzelliğinle. Ve binlerce sen içimde, binlerce sevda... Her biri özleminle dağlayan gözlerimi. Her biri bana gelen, karanlığın ışığı yırtması gibi, uykularımda.
Gün olur, kahırlar bedenimi damla damla eritir, tükeniriz; içimdeki seninle birlikte tükeniriz, kimseler bilmez.
Ben seni sensiz de yaşarım sevdiğim.
Ama sen beni yaşayamazsın. Yoksun, olmazsın, sen beni yaşayamazsın! Ağlamak zoruma gitmez; hesapsız sevmelerdedir gerçek kimliği aşkların, unutma!
Ben seni sensiz de yaşarım sevdiğim.
Kimseler olmaz. Sen yoksun, olmazsın, sen beni yaşayamazsın!
Ben seni sensiz de yaşarım sevdiğim.
Gün olur, teslim olurum belki korkularıma, görmezsin beni. Seni korkularımda yaşarım. Gecenin bir yarısı kan-ter içinde uyanırım düşlerimden, kim bilir kaçıncı yitirişimdir seni, hakedilmemiş yenilgilerimde.
Seni yalnızlıklarımda yaşarım, bir çiğ tanesi düşmüş gibi rengini unuttuğumuz çiçeklerin üstüne.
Seni, bana bir türlü getirmeyen her yeni günün sonunda tattığım, içime tortu gibi çöken, yağmalanmış umutlarımda yaşarım. Boğazımda kilitlenen sancılardasındır artık, bilmezsin. Yoksun, olmazsın, sen beni yaşayamazsın!
Gün olur, güneşin batışındaki kızıllıklarda gözlerini ararım. Yüzünü ararım baktığım her resimde. Çalan her telefonda sesini ararım. Ve sen kim bilir hangi iklimlerdeki aykırı yakınlıklarda kendini ararsın, sorulmaz.
Ben seni sensiz de yaşarım sevdiğim.
Bedeli kirpiklerimdeki yaşlardadır. Seni düşerim boynumdan içeri, hep aynı yakarsın tenimi.
Yaşarım seni, sorulmaz. Belki yalnızca beynimde bilinmedik bir patlama, geceler boyu.
Ve karşımda en güzel hayalin.
Gülümseyen, bana gelen.
« Önceki ::







Blogcu ile yapıldı Tasarım:Karen Blundell (aka arwen54)